Banter’ın günlüğünden: Dönmek üzerine

Ağustos 6, 2007 yazan: hçp

return

Küçücüktüm odanın içindeki o kırmızı çadırın içinde hayaller kurarken. Çok değil bundan yedi yıl önce, bu günlerdeydi benzer bir uçağın tuvaletinde dönüyorum diye ağladığım. O gün seyahatin sonunun o sarı kapılı kırmızı çadırdan farklı olduğu açıktı. Daha da yakında, sadece üç yıl önce; seyrüseferin içimde anlam kazandığı günlerde dönmeye bir gün kala Trafalgar Square’in önünde, Londra sokaklarında, tempo ile rüzgarın suratıma çarptığı gerçeklerle yürür, kulağımda o şarkı çalarken, gitmenin dönüş gerçeği ile heyecanını bulduğunu, benim için kaçmak olduğunu görmüştüm. Ertesi gün oldu dönüş zamanıydı. Bu seferki mavi pencereli, kapısı sarı olan kırmızı çadırımın içinde hayal ettiğim gezilerden çok daha uzaktı. O seyahat, döndüğümde önemli olanın “nereye dönmek?” olduğunu düşündüm.
Birçok fotoğrafçının “hometown” temalı projeleri var, bakarken bütünlüğüne hayran kaldığımız. Benimki biraz daha bekleyecekti anlaşılan. Gelinen noktada(ki bu seyahat ile vardığımız ama hareketi içinde bulundurmayan bir nokta) seyrüsefer üzerine kurmuştum bazı noktalarını hayatımın. Seyrüsefer ve bana anlattığı anlamları, kimi zaman o şarkıda ki gibi kaçmak, uzaklaşmak; kimi zaman sadece hareket halinde olmak; sonuçta dinlenip dönmek belki de kabuğunu atıp yenilenmek. Arada bir çok dönüş yaşadım tabiî; ancak şu an uçaktayım. Hatırlıyorum, gizlice okunmuş bir günlük “Uçaktayım, Frankfurt’a gidiyorum” diye başlamıştı. Baya gülmüştük buna geçen sene. O günlüğe gönderme yapıyorum: Şu an uçaktayım, İstanbul’uma dönüyorum. 42 gün, her şeyden uzaklaşmaya, uzaklaştığın şeylerin seni alt üst etmesine ve tekrar toparlanmana yetecek kadar uzun bir süre tabiî ki de. Bu sefer neler mi oldu? Şarkılarla düşledim, dahası büyük düşler de gördüm. Yürüdüm hem sokaklarda hem de en tatlısı ruhumla yürüdüm her sokakta. Kafamı uzattım her merak ettiğime, her yaşayışa, fikre. Tartıştım, anlattım, anladım. Dost oldum, omuz buldum, omuz oldum. En güzeli kendime bir adım daha yaklaştım. Kendi deyimimle uçtum bu sefer. O kadar da iyi dinlenmişim ki uçağa bindiğimden beri kulüp, Türkiye, politika gibi konular ile ilgili uzun uzuna düşünüp, yazılıp çizilebilecekleri tartıyorum içimde.
Özetle çok düşündüm bu sefer. Arttık seyahat te, sonu da tabiî ki de o mavi pencereli, kapısı sarı içinde Yonca Evcimik’e aşık olduğum kırmızı çadırımda hayal ettiğimden çok farklı. Seyrüsefer gidiş dönüş demek değil mi zaten. Gittik, dönüyoruz!

Şu an bulunduğum noktada(tahminimce Macaristan ve Bulgaristan arasında bir yerdeyiz) yerel saat 19.34 iken.

Goodbye Lenin!

Ağustos 6, 2007 yazan: hçp

diplomacy

Berlin, tatilimizin son durağı. Artık yorgunlumuz doruklardayken, çantalarımızı bir kez daha doldurduk ve Student Agency isimli otobüs firmasından aldığımız kelepir biletlerimiz ile vurduk kendimizi Berlin yollarına. Tahminimizden daha sıcak Alman sınır polisi, otobüste sadece biz 3 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve 4 ABD vatandaşının pasaportlarını alıp yaklaşık 15 dakika inceledikten sonra hiç mola vermeksizin, sabah 5.30 gibi vardık Berlin’e. Gerek Berlin’in son durak olasından gerekse önceden kalacak bir hostel ayarlamış olmanın verdiği rahatlıkla ellimizi kolumuzu sallayarak, sallana sallana gezindik önce çevrede biraz, kelepir otobüsümüzün koltuklarının rahatsızlıklarından bahsederken.
Berlin’in her saniyesini bu şekilde betimleyebilirim sizlere. O kadar güzel geçti tatilimizin bu kısmı. Şehirde tipik bir başkent sorunu var 1940-50’lerden kalma anlamsız bir mimarinin eseri birçok bina sarmış etrafınızı. Berlin’de görülesi bir sokak görülesi bir bina tavsiye edemem ama yaşanılası birçok sokak gösterebilirim. Şehrin ruhu var ayakta kalan. Bölünmüşlüğün izleri sadece bizimde bir gün boyunca üzerinden yürüdüğümüz duvarın kalan çizgisinde değil. Doğu Berlin ile Batı Berlin arasındaki fark hala çok açık. Bu fark şehre bu ruhu vermiş. Eskiden Doğu Berlin olan bölgede gezerken parklarda hala eski Doğu Berlin hayatının sembollerinden biri olan nüdizmin yaşadığını görüyorsunuz. Üzerine çıkılması son derece anlamsız olan Reichtag Binasının oradan Eski Batı Berlin’e geçtiğinizde ise sizi önce bir Starbucks ardından da tüm büyükelçilikler selamlıyor.

Yazının devamını oku »

Czech me out!

Ağustos 2, 2007 yazan: hçp

Prague Clock Tower

Prag (Praha), Çekçe’de Edirne anlamına gelen “Drinopol” bölgesinde,bir öğrenci yurdunda kaçak olarak 12 gün kaldığımız en uzun ve en beklenen durağımız. Elimizdeki rehber kitabın dediğine göre Prag paradoks bir şehirmiş. Daha bu kavram üzerine çok düşünmemize gerek kalmamıştı ki ilk günümüzde “Bohemia Bourgeois” gibi isimleri olan ilginç mekanlarla karşılaşmış, o paradoksu hızla hissetmiştik. Bu kavramı bu derece hızlı kabul etmemizde tabiî ki de mimarinin sokaktan sokağa çok hızlı bir şekilde değişmesinin de rolü büyüktü. 12 gün az değil, özellikle 1 günde gezmeyi bitirebileceğin bir şehir için. Ancak yaşarken aynı 12 gün, şehrin tadının damağımızda kalmasına engel olacak kadar uzun olmuyor. Özellikle “Old Town Square”de düzenlenen uluslararası folklor festivalinde Galler takımının dansına karşı duyduğumuz büyük ilgi, Prag kalesi çevresinin yarattığı dayanılmaz gezinti isteği, lezzette ve fiyat performansta hayatlarımızın en üst noktasına ulaştığımız “Pivo” deneyimlerimiz geriye kalan tebessüm verici anlar arasında. Öte yandan Prag’da var olmanın dayanılmaz hafifi* iken; büyük şeyleri sokaklarda yürürken küçülttük kafamızda, ”goodbye privacy” ilkemiz oldu, o parkların tadını çıkardık saatlerce kitaplarımızla, ilginç restoranlar ile karşılaştık arnavut kaldırımlarda dolanırken.
Prag’da kalışımızı “couchsurfing” isimli bir internet sitesinden ayarladık. Öyle ki o yurt odasında 3 ila 9 kişi arasında kaldığımız oldu. Bu süreç içinde Vincent’ından Niclas’ına çok değişik insanlara Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinden seçim sürecine hatta Atatürk üzerine bir çok soruya temelden açıklamamalar getirmemiz gerekti. Her ne kadar karşımızdaki insanlar “Kapitalizm”, “Emperyalizm” hatta “Batı Avrupa” gibi kavramlar hakkında fikir sahibi olmayan bireyler olsa da, fark ettim ki onlarla konuşurken kendimizi savunmaya çok meraklıyız.

Yazının devamını oku »

Austria, no kangaroos!

Temmuz 22, 2007 yazan: hçp

MQWien diyorlar, Almanca oldugunu sandiklari bir dilde Avusturyalilar bu sehre. Tuna boylarina dayanan Osmanli Imparatorlugu ogretilerine daha guncel Tuna nehri anilarinin eklenebilinecegi bir sehir burasi. Kendisine yakistirdigim iki sifati belirtmek gerekirse: sade ve degisik demek bu sehir icin yerinde olacaktir. Gercekten cok onemli bilim insanlari yetistirdigi gercegini de hatirlatarak; sehrin dokusunun sabit, sokaklarin masalsi romantizimden uzak bir hayat ile dolu, kulturel etkinliklerin yogun olusunu da ekleyebiliriz. Ote yandan eglence hayatinin lafta abartildigi kadar olmadigi ise ”bunlari gormeden gelmeyin” denilen kuluplerin icine adiminizi attiginiz an anlasilacaktir(B72, Chelsea, Flex, vb.). 

Bizim burada oldugumuz donem icinde;  “acilen biri durdursun” diye yalvartacak boyuta gelmis olan kuresel isinmanin her gunumuze eslik edisine; Belvedere Sarayi’nin icinde ki Klimt eserlerinden “The Kiss”e hayran hayran baktigimiza, caya gidercesine girilen Freud‘un evindeki labirentli yapiya, Viyena Universitesi’nin yetistigi adamlara bakinca ekol kelimesinin anlamini kavrayisimiza, Kelsen ile Keynesian’i karistirabilecek kadar okuldan uzaklasmis olusumuza, gunun gereginden erken doguslarina, Museums Quartier’in bize yasattigi harika dakikalara, bize evini acan Erim’in gercekten ermis bir kisilik olduguna sahit oldu benliklerimiz. Yolculuk sabahtan tum Turkiye oy kullanirken, Prag’a! 

Dana´min kutlu dogum haftasi

Temmuz 17, 2007 yazan: hçp

Bostanindan da anlanabilinecegi gibi, bundan milyon yuz boloncuk dakika once dana´m dogmus.  Sonra iyi ki kucuk dana ile karsilasmis ki danaliginin bir anlami olsun!

Bana dersin ama sen de bir cok seye kucuklugunde duygusal anlamlar yuklemissin. 20. yasin da bunlardan biriymis. Ben de bu kutlu dogum haftasinin, bu ulvi gununun, yurt disi ayagini avrupadaki almancilarimiz ile doya doya kutlayacagim.

Ah! gelecektin de beraber kutlayacaktik(Yüzsüzlügün de bu kadari!). Dogumunu “iyi ki” diye anmamizin sebepleri cok acik. Kendine iyi bak dana´m, kurda kusa yem olma. : )

Murad´a

Temmuz 17, 2007 yazan: hçp

Murad, su an avrupanin hangi noktasinda yasiyor hatta yasatiliyorsan dogum gunun kutlu olsun. Hadi bu yil bir yenilik yapip zeka belirtisi espri anlayisini biraz degistirelim ki kendileri butun bir tatil icimize islemis bir sekilde seni yanimizda kiliyordu. Kendine cok dikkat et. Almanya´ya tek parca olarak gel : ) 

Leyla´ya

Temmuz 15, 2007 yazan: hçp

Cok farkli bir zamanda kendi hayatimdan cikardigim bir dersi paylasmistim seninle. Sonra farkli bir sicaklik, huzurumuz oldu aramizdaki. Ne kadar sikici seyler yasansa da birbirimize bakinca her sey daha kolay kaldirilabilir oldugundan, iyi ki dogdun, iyi ki geldin dostum oldun:) kendine cok iyi bak