Küçücüktüm odanın içindeki o kırmızı çadırın içinde hayaller kurarken. Çok değil bundan yedi yıl önce, bu günlerdeydi benzer bir uçağın tuvaletinde dönüyorum diye ağladığım. O gün seyahatin sonunun o sarı kapılı kırmızı çadırdan farklı olduğu açıktı. Daha da yakında, sadece üç yıl önce; seyrüseferin içimde anlam kazandığı günlerde dönmeye bir gün kala Trafalgar Square’in önünde, Londra sokaklarında, tempo ile rüzgarın suratıma çarptığı gerçeklerle yürür, kulağımda o şarkı çalarken, gitmenin dönüş gerçeği ile heyecanını bulduğunu, benim için kaçmak olduğunu görmüştüm. Ertesi gün oldu dönüş zamanıydı. Bu seferki mavi pencereli, kapısı sarı olan kırmızı çadırımın içinde hayal ettiğim gezilerden çok daha uzaktı. O seyahat, döndüğümde önemli olanın “nereye dönmek?” olduğunu düşündüm.
Birçok fotoğrafçının “hometown” temalı projeleri var, bakarken bütünlüğüne hayran kaldığımız. Benimki biraz daha bekleyecekti anlaşılan. Gelinen noktada(ki bu seyahat ile vardığımız ama hareketi içinde bulundurmayan bir nokta) seyrüsefer üzerine kurmuştum bazı noktalarını hayatımın. Seyrüsefer ve bana anlattığı anlamları, kimi zaman o şarkıda ki gibi kaçmak, uzaklaşmak; kimi zaman sadece hareket halinde olmak; sonuçta dinlenip dönmek belki de kabuğunu atıp yenilenmek. Arada bir çok dönüş yaşadım tabiî; ancak şu an uçaktayım. Hatırlıyorum, gizlice okunmuş bir günlük “Uçaktayım, Frankfurt’a gidiyorum” diye başlamıştı. Baya gülmüştük buna geçen sene. O günlüğe gönderme yapıyorum: Şu an uçaktayım, İstanbul’uma dönüyorum. 42 gün, her şeyden uzaklaşmaya, uzaklaştığın şeylerin seni alt üst etmesine ve tekrar toparlanmana yetecek kadar uzun bir süre tabiî ki de. Bu sefer neler mi oldu? Şarkılarla düşledim, dahası büyük düşler de gördüm. Yürüdüm hem sokaklarda hem de en tatlısı ruhumla yürüdüm her sokakta. Kafamı uzattım her merak ettiğime, her yaşayışa, fikre. Tartıştım, anlattım, anladım. Dost oldum, omuz buldum, omuz oldum. En güzeli kendime bir adım daha yaklaştım. Kendi deyimimle uçtum bu sefer. O kadar da iyi dinlenmişim ki uçağa bindiğimden beri kulüp, Türkiye, politika gibi konular ile ilgili uzun uzuna düşünüp, yazılıp çizilebilecekleri tartıyorum içimde.
Özetle çok düşündüm bu sefer. Arttık seyahat te, sonu da tabiî ki de o mavi pencereli, kapısı sarı içinde Yonca Evcimik’e aşık olduğum kırmızı çadırımda hayal ettiğimden çok farklı. Seyrüsefer gidiş dönüş demek değil mi zaten. Gittik, dönüyoruz!
Şu an bulunduğum noktada(tahminimce Macaristan ve Bulgaristan arasında bir yerdeyiz) yerel saat 19.34 iken.


